Ruhumun Kuyularında Bir Yerledeyim

2013-11-15 23:19:00

 

...

Hiçbir yere ait olmayan insanların hayatlarını dinledim. Anlatılanların hiçbirinde kendime rastlamadım. Bir yokuşa tırmanan ayakların, yorgunluğunun sızlamalarında bulabildim kendimi. Kendimi aradığım her yerde kendimden uzaklaştım. Yaşadığım boşluğun tasvirlerinde tıkandım, yokuşlarımın hepsinden aşağı doğru bırakıldım. Bildiğim her şeyin, bilmediklerimi ısıtacak kadar kudretli olmadığını gördüm. Koşmaktan kendini alamayan çocukların ruhlarından çaldıklarımla ayaklar diktim kendime, koştum. Ruhlarıyla ruhuma resimler çizdim, kendi tablomda bilmediğim renklerin fırça darbelerine bulandım… Yorulmaktan ziyade diktiğim ayakların kendimden başka her yere ait olduğunu anladım. Uğruna yaşanacak kadar kudretli bir beden bulamadım. Bulduklarımın da ruhlarına, ruhumun renklerini saldım. Beni darbeleyen renklerden ırmaklar akıtıp bulduklarımın boğazlarına köprüler kurdum. Damarlarımdan çıkardığım kudrete bağladım köprülerimin temellerini. Önce damarlarımı titrettim sonra yerle bir ettim kendi yapıtlarımı.

Kendi kaderini, kepçe dişlerinin darbelerine bırakacak kadar yıpranmış bir duvarın, kendine olan kızgınlığını kusan tozları gibi savrulmuş bir ruhun temasıyım. Ruhumun koyduğu her tuğlanın, ördüğü her duvarın tozunda boğulacak kadar kızgınım sahipliğime.

Sahibime adımı duyurabilmek için kendi boğazımı yırttım. Kendi kendine inanan insanların hayatlarında bir yer bulamadım. Kendime inanacak kadar da merhametim olmadı hiç. Ben merhametimi düştüğümde beni içine çeken kuyularda boğdum.  Merhametimin, boğazından çıkan hırıltılardan dualar yazdım Yusuf’a. Kuyunun içine atılan Yusuf’a. Bir gün bir yusufçuk kuşunun çürümeye yakın bedenini buldum. Parçalanmış kanatlarından coğrafyalar yaymıştı suya. Kanat parçalarının hepsini topladım. Dışarda var olan hayatın, kölesi olmuş kadınlarının, bir mağazada kendini ne kadar daraltabileceğini düşünürken, topladığı kıyafetlerden daha çok tüy, erkeğinin ise kendi zirvesine ulaşabilmek için, ruhunu rutubetlendiren arzularından daha çok kanat toplayıp, Yusuf’a bir kayık yaptım. Yırtılan boğazımın kanayan ağzından haykırdım Yusuf’a, kuyunun bana ait olduğunu bağırdım. Kendi merhametimin son damlasını da o kayık için damlattım. Yusuf’u başka bir suya ilerletmek için ruhumu dalgalandırdım. Yusuf’u kovdum.

Düştüğümde tutunacağım her dalı kendi sularımdan uzaklara yolladım. Daha da derinlerde başka suların beni, bir önceki sudan daha güzel nefessiz bırakacağına inandım. Nefes alma alışkanlığıma, saliseden daha kısa bir an nefessiz kaldığımda, ilk defa annesinin çıplak boynunda susmayı öğrenen bir canlı parçasının, masumiyete olan yabancılı kadar yabancılaştım. Mutluydum nefesime yabancılaştığımda, çıplak bir boyunda yaşamına göz açan canlı kadar mutluydum.

Şimdi kusuyorum, klozetin başında. Kendi başımı yaslayacak bir boyuna bu denli yabancılaştığım için kusuyorum. Bir okyanusun dibinden beni tanıyacak kadar alıştığım kinimi, nefretimi, acılarımı ve hatta kaybetmemek için kuyruğuna taş bağlayıp peşimden sürüklediğim benliğimi beni tanımasın diye bir klozetin başında kusup, tek bildiği olay yerinden kaçmak olan acemi olan bir katil gibi, kendimden kaçıyorum.

Kaçmak bir nevi gururdur, çünkü gerçek gurur kendini yok edeceğin, dışarıdaki dünyada yaşamaya çalışmak değil, iç dünyanda yarattığın ve  sadece Yusuf’a ait olan bir kuyuda Yusuf’u kaybetmektir…

8
0
0
Yorum Yaz