Kendim ve Ali Abi Hakkında

2015-05-21 04:11:00

Çok uzun zaman oldu, azizim.

Bir okul bitirip, bir iş batırdım. Nihilizmi kıramadım ve Okan Bayülgen’den gerçekten nefret ettim. Odasında yola sürekli hazır çantası ve kitaplarıyla uyuyan, teoride abim pratikte yolun kendisinden ziyade yoldaki manasız bir direk gibi yaşayan Ali Abi nerde bilmiyorum. Özlüyorum. Hala konuşabilecek birilerinin olduğunu biliyorum ancak kurallar çok değişti ki Ali abi artık ne teoride ne de pratikte yaşıyor. Orada, İzmir’de 5.kattaki evimizin bir odasında kaldı, hayallerimiz. Duvarlarına büyük büyük yazılar yazdığım, içimi, nefretimi, yaşamaya ve yaşatmaya olan en büyük isteklerimi taşıyan o yazılarla beraber boyanıp gitti güzel günlerimiz. Ve gerçekten o zamandan bu zamana bana kalan “tek şey” tek bir düşünce olarak hafızama kazındı. Bir kitapta da bahsedildiği gibi. “Her doğum en az iki ölüm eder. Biri yaşamak, diğeri yaşatmak isteğine bağlı, iki ölüm”.

Ben yaşamak kısmıyla ilgileniyordum o ise yaşatmak. Ancak her koşulda da sonu aynı olan filmin popülaritesini, gözlerimizin önünde hiçe sayıyor ve hercai tavrımızın bizi dünyadan ve üzerindeki her şeyden bir adım geride bırakmasını dileniyorduk. Dileniyorduk çünkü biz gerçekten yokluk görmüştük. Yokluk, bir bey babanın cebindeki paranın bakkal reyonundaki makarnaya yetmemesi iken bizim için asıl yokluk hayatın kendisiydi. Yokluk hayatın kendisiydi çünkü:

Dışarıda herkes vardı, ancak içlerinde hiçbir şey yoktu.

Bedenler sanayi devrimini yaşamamışken milenyumdan bahsediyordu.

Ruh en büyük mucize olmaktan çıkmış, et ruha tercih edilmişti.

Biz ise insan, beden ve ruh üçlüsünün manasını arayan “Niçe”nin, “insanüstü” kavramından besleniyor ve hiçbir şey yapmıyorduk. Nitekim hedefi hiçbir şey yapmamak olanın derdi de “hiçbir şey” kadar oluyordu. Hiçbir şey yoktu öyleyse yapılacak bir şey de kalmamıştı.

Sonra o rüyadan uyandık. Ali abi evlendi ve toplumun gerçekçi yalanlarına boyun eğen düz bir insan gibi ayrıldı aramızdan. Bende orada durmadım elbet aynı gün 21 yaşıma girdim. Ancak doğum günüm değildi. Artık büyümenin vaktiydi çünkü zaman bizi yenecekti.

Ancak hala bir mana bulamamış olmak beni yoran, yıpratan ve içimdeki son kapıyı da hızlıca çarpıp kapatan bir rüzgar gibi kendimden geçiriyor.

Uzağında durduğum şey gerçekten insanın yaşam içgüdüsünü bir köpekten farksız olarak sürdürmesi.

Eski bir arkadaşımın dediği gibi “birilerine ve bir şeylere ihtiyacı olduğunu bilip hepsini reddetmek” kadar cesaret dolu yaşamak mıydı istediğimiz? Değildi. İstediklerimin hiçbiri buna benzemiyordu. Bizimkisi “toplumsal yalnızlık” konu başlığı altında dökülen cümlelere denk düşüyordu.

Eski yüzlü bir ihtiyardan devraldığım bir ruh bu, üzgünüm ben sanayi devrimini yaşatamadım “ben”ime. 21 yıllık yatırımıyım dünyanın ve devletin “yol yapacağız” nedenli yıkımlarından bir enkaz kalıntısı. Bu dünyanın rutin işlevli bir parçası olmaktan ziyade, kendimi bulduğum bir parçanın dünyasıyım.

Ve ne büyük bir acıdır ki, bir kimyacının dediği gibi “dünya can sıkıntısından patlamıştır ve bu herkesin başına gelebilir”

 

İzmir anısına ve Ali Abi’ye.

 

21/05/2015 – 03:58…

9
0
0
Yorum Yaz